|

Kontrol edebileceğim
erkekleri seviyorum
"Kırılmış bir camdır kalbim, bu yüzden korkarlar dokunmaya bana,
elleri kanar serseri ruhların. En derin yaralarında tütün sızısı.
Bilmiyorlar onlar acının sıcak tadını. Cenazeniz en iyi yakılarak imha
edilebilecektir ve en güzel âşklar nisanda yanar, bunu
öğreneceksinizdir. Arabalar değil, en büyük, en güzel aşklar nisanda
yanar ve kül olur". Bu satırlar, edebiyat sitesi www.siyahkahve.com'da
gerek aşk gerek basketbol üzerine yazılarıyla tanıdığım, Didem Dida
Kaymaz'ın 1 Şubat'ta piyasaya çıkan kitabı 'En Güzel Aşklar Nisan'da
Yanar'dan. Uzun sürmüş, acılı, şiddetli, tutkulu bir aşk hikayesinin
anlatıldığı kitabın erkek kahramanı ünlü basketbol koçu Ergin Ataman'ı
çağrıştırıyor. Kaymaz soruya net yanıt vermiyor ama gazetelere o dönem
Ülkerspor'u çalıştıran Ergin Ataman'dan yediği dayakla geçtiğini
hatırlayanlar olacaktır. Didem Kaymaz, spor spikeri Berfu Haşıoğlu ile
yemek yiyen Ergin Ataman'ı bir restoranda 'basması' üzerine Ataman'dan
dayak yemiş, Ataman olay üzerine Ülkerspor'dan istifa etmişti.
Kaymaz'la ilişkisini kısa dönemli bir ilişki olarak niteleyip, onun
arabasını yakmak istediğini söylemişti. Ancak daha sonra Ataman bir
İtalyan gazetesine Kaymaz'dan 'nişanlım' diye bahsedip, kendi kendini
yalanlamıştı. Ataman-Kaymaz ilişkisi, Ataman'nın evli ve Siena'nın
koçu olduğu yıllarda başlamış ve hayli uzun sürmüştü…
ESAS YOLCULUK BAŞLIYOR
Bu kitabı neden yazdın diye başlasam!
Aşk kadını olduğuma inanıyorum. Duygularımı anlatmak istedim. Benim
için bir yol hikayesiydi, başlangıç ve bitiş arası bir yolculuk. Bu
yolda karşılaştıklarımı yazdım. Aşk adına herkesin hissedeceği
duygular. Kitabın başındaki Didem'le sonundaki aynı değil. Dönüp
okuduğumda nefes alamadığımı hissediyorum. O kadını tanımıyorum.
Tekrar o kadar sevebilir miyim, bilemiyorum. Çok sıkıntılı dönemler
geçti, bir hastalık geçirdim.
Ne hastalığı?
Mide zarı kanseri teşhisi kondu. Bağırsaklara metastaz yaptı. 4.5 ay
yürüyemedim. 40 kilo olduğum için, iki kemoterapiden sonra bitkisel
hayata girebileceğim söylendi. Bunun üzerine alternatif tıpa
başvurdum. Hayatımdaki her şeyin tanımı değişti. Aşkın da. Şu anda çok
aşkım var. Şarap da aşkım, güzel bakan bir erkek de aşk.
Aşkla kanserin ilişkisi var mı?
Peru'da Don Juan Vargas adlı bir üstattan yardım aldım. Ona göre mide
bastırılmış öfkeyi, duyguları, nefreti temsil ediyor. Hırsları,
nefreti olan, zor bir kadındım. Bu duygular da etkilemiş olabilir. Ama
böyle bir hastalığı birinin sırtına yüklemek doğru değil. Bu
hastalıkla birlikte her şeyi özgür bırakabilmeyi öğrendim. İnançlarım
kuvvetlidir. Allah'ın beni sevdiğine inanırım, istediğim her şeyi
verdi ama doğru istememişim.
Büyük bir tutku var ama adam evli…
Belki sahip olamamanın getirdiği bir hırs var. Ama vazgeçmeme de var.
Bu bir tercih…
Nerede yaşadın bu aşkı?
Siena'da… İtalyan kültürünü, insanını seviyorum. Onlar gözlerinin
altında sorgulamayla dolaşmayan insanlar. Sadece ismin önemli; kimsin,
nesin, ne giydin, eğitimin ne, babanın ne kadar parası var diye
düşünmüyorlar. Türkiye'ye döndükten sonra daha zor geldi.
Kitaptaki o kişi Ergin Ataman'ı hatırlatıyor, o mu?
Ergin Ataman, geçmişte yaşanmış çok güzel bir ilişki ve adı aşk. Ama
bu iki sene önce kapanmış bir sayfa. Hâlâ çok sevdiğim bir insan.
Bu kitap, onunla olan ilişkini anlatıyor diyebilir miyiz?
Herkesin beklentisi bu, ama ben böyle demiyorum. Bu kitap aşkı
anlatıyor. Ama kişiler üstlerine alınmak isterse yapabileceğim bir şey
yok.
Kitapta aşk bitmiyor mu?
"Belki de şimdi başlıyor esas yolculuk" diye bitiyor kitap. Oradaki
aşk bitmedi. Bitiriyorum bölümünde şöyle yazdım: "Bir aşkı adak edip
maziye; yüreğimi umutlara sunma zamanı. Ne varsa senden kalan içimde,
kendime saklayarak bitiriyorum…" Aşkın devamı var.
Kitapta acısız bir yer yok, bu çağda böyle bir aşkın karşılığı var mı?
Problem de o; kadın hep veriyor. Karşıdan bir şeyi almayı
beklediğinde, bunun aşk olduğuna inanmıyorum. Kadının acıları, almadan
verebilmekten kaynaklanıyor. Israrla aynı adamı sevmeye devam eden bir
kadın var ortada.
Adamı ele geçiremediği için mi?
Adamın her dönüşü kadına aslında. Ama orada aşkı yaşayan kadın. Belki
bir şeyler tam yaşansaydı böyle olmayacaktı. Hep bir şeylere tutunup o
aşkı beslemiş.
O erkek o kadına niye âşık oldu?
Erkek kadına âşık olmuş mu, ne mutlu bunu bilmek!
TEPKİYİ MERAK ETMİYORUM
Hep döndüğüne göre kadına, üstelik çevresinde başka kadınlar da var...
Ne buluyor o kadında?
Bazen oyun arkadaşı bazen anne bazen baba. Bunları verebilmeyi bilmek
de o kadında takdir ettiğim şeylerden biri. Ama şimdi yorgunum.
Birtakım şeylerin ruhsal bedenden eterik bedene gelirken hastalık
olduğunu biliyorum artık. Tanımlarım şimdi daha farklı. İsim koymadan
yaşıyorum. Hiçbir şeye aşk demiyorum. Dersem yaşarım o duyguyu.
Kontrol edebileceğim erkekleri ama aynı zamanda güçlü erkekleri
seviyorum. Bir şeyi çok iyi yapabilen erkekleri seviyorum. Güçlü diye
adlandırdığım şeyi kontrol edebilmeyi seviyorum.
O kadın o adamda ne buldu?
Baba şefkati buldu. Hayattan zevk aldığı ortak hobilerini
paylaşabileceği birini buluyor. Nefret ettiği, tam anlamıyla
sahiplenemediği birini buluyor. Tutkulu bir kadın var. Ama bugün artık
böyle bir şeyi yaşamam, buna da aşk demem. Ama o zaman için öyleydi.
Şu an hayatında biri var mı?
Kalbimde nerede olduğunu bildiğim ama hayatımda nereye koyacağımı
bilemediğim biri var. Daha net, acısı olmayan hep güldüren duygular
yaşıyorum...
Kitabın öznesi olan kişinin kitaptan haberi var mı? Onun tepkisini
merak ediyor musun?
Etmiyorum. Kişisel algılamak isterse algılar ve sahip çıkar. İstemezse
de bu bir aşk kitabı. Bir erkek kendisini böyle bir kitabın içinde
buluyorsa onun için çok güzel bir hediye. 208 sayfalık bir duygu
hediyesi. Ben yazıların zamana yazıldığına inanıyorum. Bir insana
değil de o anda hissedilenlere yazılan şeyler.
Hayatındaki erkeğin böyle bir kitabı olsaydı, sen ne hissederdin?
Olmasın. Araba yakmadım ama adam yakar mıydım, bilmiyorum. Kimseyi
ellerin olsun diye sevmeyeyim.
Kapak, yaşadıklarımın sembolü
Kİtap kapağını Yiğit Dündar yaptı. Rus bir fotoğraf sanatçısının
eserini görmüştüm. Ters takılmış bir maske. Maskelerin takıldığı,
kimsenin kendisi olmadığı bir hayat vardı. Yaşadıklarıma yakıştırdım.
Yiğit, model olarak sırtımı kullanarak yağlıboya tablo çalıştı. Sağ
taraftaki dövmeyi de ben çizmiştim. Bir kadınla bir erkek figürü var;
erkeğin melek, kadının yılan olduğu bir tutku hikayesi. Ayak bileğimde
burçlarımın sembolü var. Kollarımda Aso adlı koruyucu, spritüel
güçleri olan bir ejderha var. Kolumun içinde İtalyanca 'melek değilim
ama hâlâ hayattayım' yazıyor. Boynumda ise yusufçuk dövmesi…
Hastalığı çağırdım
Duygusal bağım olan insanın evlilik yapacağı geldi kulağıma. "Dermanı
olmayan bir şey olsun o günü görmeyeyim" diye dua ettim. 4 ay sonra
kanser teşhisi kondu. Sonra da çağırdığımı göndermeye karar verdim.
Halise Baydar'la 'aile dizimi' seansı yaptık. Bir tür terapi. O
terapide hastalıkla beni yüzleştirdiler. İki kişi temsilci oldu, biri
yaşam biri ölümdü. Seanstan sonra yaşamı seçtim. Doktorlarım "tıbben
açıklayamıyoruz, ne yapıyorsan yap. Kanser hücreleri intihar etmiş
diyebiliriz" dediler.
 |
|